twitterfacebookgoogle pluslinkedinrss feedemail

Social Icons

30 Mayıs 2014 Cuma

Kıvılcım

Ömer Aybat
Öze girişin içsel yolculuğundayım. Amaçlananı bulmak, kendimi tanımak için derinlere döndürdüm yüzümü. Özün ardındakine varmanın, öz kimliğimi görmenin derdindeyim. Var oluşun görkemini öz kaynağında gözlemenin, oluş serüvenini izlemenin peşindeyim.

Unuttuğumla anımsadığım arasında gidip geldi sorumluluğum. Öze işlemeyi, her benliğin özünde olan tekilliği yakalamayı düşündüm hep.

Birlikte yaşamanın gerekliliğiyle sorumluluk aldık. Öz benliğimizin serbestliğinden, birlikte yaşamanın sorumluluğuna geçtik. Güzelle çirkin kendi öz benliğimizde önemsizken, şimdi önemleşti. Tekliğin geniş alanı çokluğun olduğu yerde daraldı. Özün sorgulanmayan serbestliği çokluğun içerisinde sorgulanır oldu. Etkiyle tepkinin olduğu yerde yasa var oldu.

Ey nesne; varlığının yasası içinde barınır. Onun içindir ki kuralsız değilsin. Sonsuz küçülen zamanında kavranamadığın içindir ki ilk deviniminde mucize ararlar. Oysaki kavrandığın an mucize sayılan olağanlaşacaktır. Senin gerçekliğini yadsıyanlar kendi gerçekliğini yadsımıştır sadece. Senin devinimini özünün dışında arayanlara gelince; onlar sadece kendi kuruntularının takipçisidirler. İnatlaşmaları ise kendi benliklerini tatminden başka bir şey değildir. Onların inadı kuşkusuz ki anlamsızlığın ta kendisidir.


Ey bilginin aksine kuruntuyu öneren; inandırılmışlığındır seni kuruntularının kölesi kılan. Ey inandıranın kulu; inadın bilginin gerçekliğinde perişan olacaktır.

Tekliğin olduğu yerde varlığın anlamı yoktur. Karşılaştırmanın olmadığı yerde ne güzellikten ne de çirkinlikten ne devinimden ne de edimden söz edilebilir. Olmayandan söz etmek olanaksızdır. Ey belirsizliğin kavranamayan yüzü; ne zaman ki karşılaştırılman gerçekleşir, işte o zaman varlığından söz edilir.

Ey sonsuz durağan olan; var olabilmen için, duygu vermen, ilişkilenmen gerekir. Ey karşılaşan; karşılaşmadığın ölçüde durağansın. Ey etkiyle tepkinin sonsuz dinginliği; ivmelenmedikçe bir hiçsin.

Ey karşıtlığı içinde barındıran nesne; tastamamsın. Ey iki kanatlı; tek kanadınla bir garabetsin. Ey tek kefeli tartı; bir işe yaramazsın.

Birin zavallılığı kalkacak ortadan, sonsuz yalnızlığı bitecek, karşılaştıranın sözlüğünde çirkin de güzel de kutsanacak. Varlığın iki yüzünden biri kovulup atılmayacak, anlamı oluşturduğu içindir ki değer kılınacak her ikisine.

Ey ulaşılamayan; ne bir düşünce oluşturabilirsin kafamda ne de düşlerime girebilirsin. Ey benden sonsuz uzaktaki; ırgalandığın uzayında benim için karanlıksın.

Varlığın sonsuz gücü karşısında ezildim. Sonsuz yolculuğa yazıldım tekilliğin izini sürmek, görmek için yalınlığın yüzünü. Amaçlananı bulmak, kendimi tanımak için döndürdüm yüzümü derinlere. Ey ilkle sonun özdeki birliği; barındığın yerde sonsuz dinginliğin külü var. Kıvılcım çaktığında o sonsuz sessizliğin örtüsü yırtılacak. Uykudaki o devin görkemli kalkışını alkışlayacağım o gün. Yalınlığın yüzüne tanık olduğum o gün, varlık ile yokluğun o anlık çizgisinde özümü göreceğim. Sonsuz sıkışıklıktan o sonsuz genişliğe uzananla birlikte uzanıp gideceğim. Varın iki yüzüne dokununca ellerim, ellerim titreyecek. Çirkin ile güzelin, genel ile özelin gerçek tanıklığına ulaşacağım o gün. Ne yüreğimde korku ne özümün merakı olacak işte o gün. O gün sonsuz karanlık gül gibi allaşacak, o gün yola çıkanlar o gün helalleşecek.
Gün aydın olsun o gün özünü gözleyene.

Ey daracık özünden sonsuz uzay var eden; demir attığın her yer ışıl-ışıl ışıldar. Gerçek olan odur ki; her nesnenin dili var hepsi başka fısıldar. Soluk aldığın yere dik yaşam ağacını. Doğallığın olduğu yerdedir mutluluğun. Kanlı canlı bebeğin yerini hiç tutar mı kansız cansız bir bebek. Varlıkta acının da tatlının da yeri var. Her kalkışın çöküşü, her doğuşun ölüşü, her gelişin gidişi olacak sür-git olan şu koskoca evrende. Sonsuz yinelemelerin sonsuz yenilenmesiyle bir gidip bir gelecek varlığın iki ucu. Oluşumun sunduğu tükenmez olanaklar belirecek önünde. Dokunduğun ölçüde o senin olacaktır. Bir algılayan olacak varlıktaki duyguyu. Kendi bencil özü için sonsuz algı dileyen kölesi olacaktır inandırılmışlığın.

Kendi bencil benliği için Tanrı öneren kişi boğulup gidecektir kendi kuruntusunda. Unutup kendisini Tanrıdan bekleyecek iyi ile kötüyü. Yükünü çekeceği bir hamal var edecek o zavallı beyninde. Sonra da önerecek anlamsızlıklarını bilip bilmediğine. Oysaki gerçek durum hiç de öyle değildir. Ey kişi; sensin yapan yapmış olduklarını. Ödülün de senindir alnındaki damga da.

Ey varlık ötesinde Tanrı arayan kişi; şaşılası işlerle ne çok içli-dışlısın. Özünün gerçekliği duruyorken önünde benliğinden ötede bir sorumlu arama. Sanma ki yazılmıştır alnına geleceğin. Her attığın adımı bir attıran var ise iyi ile kötüyü seçen kimdir öyleyse. Kendi öznel suçunu Tanrıya yükleyenler onu mu yakacaktır kendi cehenneminde. Oysaki seçeneği önünde durmaktadır. Ya düzgünü seçecek ya bozgunu seçecek.

Ey nesne; varlığının yasası içinde barınır. Onun için ki kuralsız değilsin. Sonsuz küçülen zamanında kavranamadığın içindir ki ilk deviniminde mucize ararlar. Oysaki kavrandığın an mucize sayılan olağanlaşacaktır. Senin gerçekliğini yadsıyanlar kendi gerçekliğini yadsımıştır sadece. Senin devinimini özünün dışında arayanlara gelince; onlar sadece kendi kuruntularının takipçisidirler. İnatlaşmaları ise kendi benliklerini tatminden başka bir şey değildir. Onların inadı kuşkusuz ki anlamsızlığın ta kendisidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

ILETISIM

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bumerang - Yazarkafe