twitterfacebookgoogle pluslinkedinrss feedemail

Social Icons

29 Haziran 2014 Pazar

Ortak Eyle

Ömer Aybat
Tanrım kandım iblisine
Berk bağladı kapısına
Uçmağının tapusuna
Ortak eyle çözsün beni

Kızma seni yorduğuma
Yazık damda durduğuma
Uçmakta bir çardağına
Mertek eyle dizsin beni

Çattım çetin cevizine
Meleklerin yavuzuna
Kör yılanın boğazına
Toprak eyle ezsin beni

24 Haziran 2014 Salı

Yeryüzü Çicek Kokmuyor

Ömer Aybat
Yüreğimde kırgınlık var
Tanrımdan hiç ses çıkmıyor
Hem de büyük dargınlık var
Bir kez yüzüme bakmıyor

Tanrı, İblis karşı-karşı
Dillerinde savaş marşı
İşleri benlik yarışı
Dereler kansız akmıyor

Eğildi kişinin beli
Yeryüzü savaşla dolu
Bilmez misin yıllar yılı
Yeryüzü çiçek kokmuyor

22 Haziran 2014 Pazar

Çilingir Sofrası

Ömer Aybat
Gönül gözlerinin açıldığı yerde muhabbet var, aşk var. Nefesin sıcaklığı kışın soğukluğunu kovarken; sarılışların, fısıltıların değerini anlar kişi. Uzatılan el geri çevrilmemişse, kaş devrilmemişse göz kapaklarına cennetin kapısı açıktır sarılana.

Baş döndüren bakışlar ta benliğimin ötesine işledi. Beni benden aldı götürdü sevgilinin kucağına. Sıcağı sıcağına buluştu ergen gövdeler. Bal dudaklardan gül yanaklardan soruldu, çilingir sofrası kuruldu iki göz arasında.

Dönen baş yanardöner kumaşla daha da dönerken soğuk pınarlarda ayıkır ancak. Fırında yanan odun gibi yanarken gövde bakışlarıyla sunar arzı endamını sevgiliye; bir-bir soyarak yanardöner kumaşlarını uyandırır gönül kuşunu gecenin bir vaktinde.

Dönen başa ziyandır gün ışığı; neden ki ayandır iç aydınlığı. Sevgilinin rahmetine kalmıştır bağışlar; ne verecekse ne serecekse; buyuruşlar yalvarışlar. Büyük sulara yelken açan denizci gibi; azgın dalgalarla boğuşan yelkenli gibi ilerlerken engine sevgilinin yumuşacık göğsünde huzura erecektir, görecektir görülmesi gerekenleri. İncinin, yakutun hiç olduğu gönülde bileği saran ele, dileği soran dile muhtaçtır çünkü.

Yatışan benliğin esrimiş bakışlarında uysallık var. Bolluk var aşk sofrasında, kulluk var, beylik var iki göz arasında. Yanaklarda allık dudaklarda helallik var.

Sıcak bir kucağın yanan bir ocağın vereceği hazzı ne verebilir ki. Anlamlı bakışlardır işin önü; sokuluşlardır serçeler gibi birbirine. Ey varlığımı anlamlandıran; özlediğim sensin. Bal armudu gibi tatlısın; haz verirsin bin-bir hücreme.

Birleşen gönüllerde sorumluluk var, içten gelen özveri var. Tanıklıkta dirim, aymazlıkta ölüm var, zulüm var sevgisizlikte.

Ey yüze yansıyan sevinç; varlığımı gün yüzüne çıkarttın, gerilimi azalttın, düzelttin bozulan düzenimi. Benliğimi bildirdin, öldürdün kötü düşüncelerimi.

Ey doğumdan ölüme kadar olan aralık; benliğimin sevinçlerine de üzüntülerine de tanık oldun. Kah karardın, kah aydınlandın, kah durdun kah yürüdün benim için. Deredeki su gibi akıp gittin gözümün önünden. Ey fidan; zamanın koynunda büyüyüp gelişeceksin, susuzluğa açlığa alışacak, gökyüzüne doğru yükselip olgunlaşacaksın.

Ey sararan yaprak; uçup gideceksin dalından, buruşacak, kuruyup toprağa karışacaksın. Ey zaman; vurduğun damga silinmez.

İyinin de kötünün de, güzelin de çirkinin de olduğu dünyada sınanış var. Hamlıktan olgunluğa, boşluktan dolgunluğa attığın her adım seni yüceltecektir. Ey üst konumdaki; koruk gibiydin, tadın yüz ekşitirdi. Şimdi olgunluğunun şirinliğindesin.

İçten davranışlarla vardığında hastalıklı olan iyileşmeye yüz tutar, atar içindeki zehri. Bir gülücükle dünyayı bağışladığın kişi kinin, kederin, umutsuzluğun kurbanı olacakken kurtulur kanının akıtılmasından.

Ey yalnız bıraktıklarım; ağlanacak ne var ki şu dünyada. Her ölümlü gibi ölüp gideceğim sonunda. Ey sununun değerini bilen; sunan sunulandan ayrı değil ki. Ey dirimi bağışlayan; benden ayrı değilsin.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Her ne var ise

Ömer Aybat
Çekişmelerin ortasındayım
Gözümde yaz sıcağının kızarıklığı
İki kulağımda söz işitmek istemezliğimin ağırlığı var
Ciğerimde yakıcı havanın verdiği sıkıntı
Dudaklarımda beni ara sıra yoklayan uçuk

Gönlüm mutluluğa aç
Böyleyim işte

Her dertle dertlenen
Âlemin sorunlarını düşünmekten yorgun
Yenilmiş bir savaşçı gibi
Sessizim
Cellâdını bekleyen idamlık gibiyim

Yanan yüreğimdir için-için
Ayrılıkların tavan yaptığı Sessiz, güvensiz umarsız bakışların ortasında kalmış biri gibiyim

Pürüzlü yüzlerdeki solgunluklarda
Anlamsız bakışlarda
Yarınına küsmüş benliklerde saklanır gözyaşlarım
Dökülmeye utanan

Akıp gitmenin verdiği serinliği elinin tersiyle itip de
dertlerle dertlenememenin, Sıkıntıları paylaşamamanın ezikliğiyle yanıp tutuşan

17 Haziran 2014 Salı

Mersin

Ömer Aybat
Serseri mayın gibi dolaşmalardayım
Ne gecenin ayazından uzağım
Ne de günün kızgınlığından
Dolaşmalardayım

Bir başına
Yalnız
Yapayalnız
Kâh orada kâh burada

Doğanın serdiği yemyeşil halılara uzandım
Geçen bulutları gözlüyorum kendimce
Üstümde masmavi gök
Vermişim sırtımı Toros Dağlarına
Ayaklarımın ucunda sıcak Akdeniz’imin çarşaf gibi görüntüsü
Sevgilimi düşlüyorum
Mersin’de
Portakal çiçeklerinin kokuları arasında

Murt dallarını yastık yapmışım başıma
Ağ apak bulutlara masmavi göğe bakarak
Almışım başımı ellerimin arasına
Yüreğimden geçen duyguları türküye döküp
Toros’lardan Akdeniz’i uyandırmaktayım
Dağ bülbülünün ötüşünde yüklenen büyük sevgiyi
Akdeniz’imin ayaklarına serip
Murt dallarını dalgalandıran sincabın yabanlığında gizledim

Uyandırdım böcekleri kelebekleri
Yaban güvercinlerini,
İşitsinler diye tıpkı uyandırdığım Akdeniz gibi
Sevgilimi düşlediğimi bilsinler diye
Daha da yanık türkülerdeyim

Oy yangınlardayım
Yüreğimde bir köz yakar beni biteviye
Yakar küllerimi savurur Akdeniz’e

iman

Ömer Aybat
Sonsuz karanlığın açılan penceresinden varlığın aydınlanan yüzüyle tanıştım. Var olanın düşünceyi yaratan etkisiyle öze daha bir yanaştım. Belirsizlikten anlama giden yolda tasavvurlar ardı ardına gelirken özümü bilmekle değer kıldım varlığa.

Ey düşünen; soyut olanın somut olandan kaynaklandığı bilinciyle davranman seni gerçeğe erdirecektir, somut olan düşünceyi doğuracaktır. Onun içindir ki varlık düşüncenin öz kaynağıdır.

Ey varlığın dışında bilinç arayan; nesneyi devinime geçiren bir el arayıp durman kendi kuruntunu tanrılaştırmandan başka bir şey değildir. Varlığın ötesinde bir etki araman aymazlığının göstergesidir. Ey bulamayacağının peşine düşen; aldattığın benliğin acılar içerisinde kıvranırken varlığın nesnelliğine iman etmekten niçin kaçınırsın. Cennetin de cehennemin de varlığın içinde barındığını niçin onaylamazsın. Bilgiyi, duyumu reddedenin varacağı yer iflah olmaz bir köleliktir. Ey kuruntunun kölesi; öğretildiğin anlamsızlık seni güvende kılmayacak.

Varlığın tasarısını görmezden gelen öyle bir batağın içerisindedir ki o batak kendisini yutar, o ise kurtulmak için mucize bekler; görür ki mucize dediği kendi kuruntusundan başka bir şey değilmiş. Batağa gömülürken havada kalan eline anlamsızlığın eli uzanmayacaktır. Çünkü anlamsızlığın eli beyninde oluşturduğu tasavvurdan başka bir şey değildir. Ne acıdır batağa gömülenin varlık dışında bir el araması. Ey batağa gömülen; seni kurtaracak olan varlığın elidir. Ey varlığın eli; kuşu uçuran da sensin, onu düşüren de.

Ey umudunu sözün büyüsüne kaptıran; söz nesnelliktir. Ey umudunu nesnelliğe dayayan; söz nesnenin içerisindedir. Ey gerçekliği reddeden kafa; hala omuzlarda duruyorken de mi nesnelliği reddedeceksin. Oysaki istediklerin, arzuladıkların, şehvetle sarıldıkların hiç de hayal değil. Ey özüyle oyun oynayan; oyununun kumdan kalelerden farkı yok, öyle ki bir dalga gelir alır götürür emeklerini.

Ey tavuk; çıkardığın yumurta gökten zembille inmedi.

14 Haziran 2014 Cumartesi

Ak Siyaset

Ömer Aybat
Rantla yalanla dönüyor ak siyaset
Rant yalan büyük bir afet

Ahlak bitti
Mal hırsı sizi tüketti

Size mal-mülk
Size kadın
Size şehvet
Size kısmet
Size
Size
Size
Her şey size

Ye bitmez
Ye bitmez
Bu kader değil
Böyle gitmez

Sen zenginleşmene bak
Nasıl olsa her şey beleş

Yalana destek veren
Yalancıdan da günahkar
Yalanı olağan gören
Galiba kafadan ziyankar

12 Haziran 2014 Perşembe

Sen Ben


Sen tanrısın ben er kişi
Sen alıcı ben kır kuşu
Sen kumarcı ben zar taşı
Hep benimle oynuyorsun

10 Haziran 2014 Salı

Çıban

Ömer Aybat
Ağlayışların kan çanağına döndürdüğü gözlerde özlemin dumanı tüterken yitirişlerin yüreğe yüklediği yük o kadar ağır, mutluluk o kadar uzaktır ki; kar soğukluğuna dönen eller bir türlü ısına bilmez. Kafeste yalnız kalan bülbül gibidir ne yeşil bostanların arasında ne de gökyüzünün içerisindedir; alıcının sımsıkı pençesindedir yürek. Hüzünlü gözler zoraki gülüşlerin altında ezilmiştir, gövde büzülmüştür yalnızlığından.

Ey kuytularda kalan pınar; ne bir gelip geçenin ne de suyunu içenin var. Şifa veren suyun saflığını yitirmiş, parıl-parıl parlayan dünyan kararmış, gözlerin gün aydınlığından akşam kızıllığına dönmüş bugün.

Ey cehennem bekçisi; zoraki değil gönüllü geldim kapına. Selam-sabah olacaksa, bir-iki kelam edilecekse aramızda tenime dokunan ateş su damlasına döner. Acı çektirmek için değil, yüz güldürmek içindir dileğimiz.

Ey korkulan gün; kimsizliğim dolunca gözlerime alıp götürmüş olacaksın her şeyimi. Ey sonsuz yolculuğun ağır yükü; omuzlarımı yeterince çatırdattın.

Günün geçmeyen dilimlerinde umutlar bir-bir tükenirken boyun eğilir zaman tanrısına. Başlangıçtan sona doğru yaklaşılırken toprağı incitmek istemez ürkek adımlar. Karınca gibi sessizdir bitime vardıran her adım.

8 Haziran 2014 Pazar

Kırmızı

Ömer Aybat
Gül açtı yarimin yüzü gül açtı
Beyaz yanakları oldu kırmızı
Kızıl yüzüm ak yüzüne yanaştı
Beyaz yanakları oldu kırmızı

Arı konsa yanağına yeridir
Bal dudağın ölüme de çaredir
Dedim boyun pozun bana göredir
Beyaz yanakları oldu kırmızı

7 Haziran 2014 Cumartesi

Başçı

Ömer Aybat
Acıtan duyguların göğse verdiği daralmalarda dinmeyen yangılar var. Sızlayan bir yürek, bitmeyen bir merakla zar-zor geçerken günler, azalan sevinçlerin çoğalan kederlerin altında tekdüzeliğin verdiği umutsuzluk gözlerde kalan son parıltıyı da aldı götürdü, bitirdi son kısmetleri.

Gerilimin tutsak aldığı yürek günler geceler boyu iğnelenmelerde iken yatışacağı ortamı bulmaktan uzaktır. Süt-liman duygulara hasret kalan kişi fırtınanın çalkaladığı deniz gibi dalgalıdır. Kör bir gecede kayalara toslamamak için olanca dikkatiyle deniz fenerinin ışığını gözleyen gemi başçısının endişesi gibidir tutsak olan yüreğin endişesi. Karanlık bir gecede bir limana sağlıcakla demir atmaktır amaç. Ey liman; sen korku dolu yüreklere barınaksın, sığınaksın patlayan denizdeki gemilere.

Ey fener; düne kadar yol gösterirken gemicilere, bugün küskünlüğünden midir nedir ışığın sönmüş karanlık dünyalarında yolunu yitirmişlere. Ey dünün parıldayan feneri gördüm ki benim gönlümde kararmışsın.

Benliğinin dokusunda yitenin yitmişliğine döndü yüreğim, özünden uzaklaşan biri gibi kendimden ırağım. Ey başçı; sen tekneni derin sulara çevirdin, ben ise hala sığ sularda kayalara toslamamak için çırpınışlardayım.

Ey bildik deniz; seni bırakıp enginlere gidene kızgın mısın, üzgün müsün terk edilmişliğine. Ey bildik deniz; kıyında gezmek, koyunda yüzmek varken bakir bırakılman reva mı? Koynuna kim girecek kim bilir.

Derinden patlamaların olduğu yüreğimde kıyıyı döven dalgaların iniltisi gibi bir inilti var, solucanın kımıltısı kadar bir kımıltı var yorgun gövdemde. Kavuşamamanın ezikliği, durumun nazikliği var. Ey dirilik; ucuna geldiğin yardan düşüşlerdesin, koşuşlardasın son evresini yaşamının. Uçup gitmişe ne diyebilirsin ki, dön diyebilir misin? Ey ileriye giden; geride bıraktıklarında hüzün var, yüzün soğukluğu, sözün boğukluğu var.

5 Haziran 2014 Perşembe

Zikir

Ömer Aybat
Baştan çıkarıcı denildi sana
Adama sımsıcak dokunduğun gün
Ki
Anlaşılınca tatlıymış tenin
Kalmadı ne imanın ne dinin
Tutsağı oldun her bir delinin

Ne döşeğin kilimin

Ne göğsünün hali kaldı ne de belinin
Kâh bir taşın ardında kâh bir çalının…
-Aynen.

Suç ne çıyanındır ne de yılanın
Ne de zevkten bayılanın
Suç teninin sıcaklığıysa
Dudaklarının ıslaklığıysa
Tanrının malısın öyleyse
Onun için vaat edilirsin altın köşklerde
İpekten döşeklerde

4 Haziran 2014 Çarşamba

Hürriyet Benim

Ülke gündemi son yıllarda öylesine yoğun ve hepimizin hayatını direkt etkiler şekilde ki her an ne oldu diye düşünmeden edemiyoruz hiç birimiz. Söz konusu haberlere ulaşmak olduğunda, tek  kıstasımız güvenli habere ulaşmak olmaktan çıkıyor. Haberlere ulaşabileceğimiz haber siteleri için beklentilerimiz, gün geçtikçe daha da artıyor.


Hurriyet.com.tr tam da bu anlamda dünyada bir ilk gerçekleştirerek herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği ben de buradayım derken tam anlamıyla ‘hürriyet benim’ diye haykırabileceği bir haber sitesine dönüşüyor.  Sosyal bir platform haline gelen haber sitesinde hepimiz, kendimizi tam anlamıyla ifade edebilme şansı yakalıyoruz. Tüm çevremizle anlık paylaşımlarda bulunabilme şansının yanı sıra, köşe yazarlarının anlık paylaşımları da yakalama imkanını kaçırmıyoruz...


Bir diğer önemli konu ise bilgi bombardımanı içerisinde kaybolmadan gerçekten ilgilendiğimiz konulara ulaşabilmek, gereksiz bilgiler arasında kaybolup tüm vaktimizi harcamadan, ihtiyacımız olan bilgiyi edinmek... Sırf ana sayfaya çıkmadığı  için kaliteli içerikleri gözden kaçırmaktan kurtulup, ilgilendiğimiz tüm içerikleri ön plana çıkarma şansı yakalamak... Hele de hepimizin hayatında zaman bu kadar önemliyken.


Bireyler olarak bu kadar susturulmaya ve baskılanmaya çalışıldığımız bir toplumda, kendimizi ifade etme açlığımız gizlenemezdi elbet. Kendi gündemimizi oluşturmak, yarattığımız hashtagler ile tartışmalar yaratmak, diğer okuyucularla hatta köşe yazarlarıyla interaktif ilişki içerisinde yer almak bu platformun en keyifli hamlelerinden birisi.


Sosyal ağlarda gündem yoğunken, ‘nerede gezdim, ne yedim’ gibi aktivite paylaşımlarının dışına çıkmak istediğimizde, daha çok gündeme dair paylaşımlarla dolu bir yerde ama yine arkadaşlarımızla olmayı tercih ettiğimizde uğrayacağımız yepyeni bir platform var artık.



Sen de ‘hürriyet benim’ demek istiyorsan ve kişisel haberin öneminin farkındaysan buluşma noktamız Hürriyet Sosyal’e gel! sosyal.hurriyet.com.tr


 


İçerik: http://kayipruh.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Haziran 2014 Salı

Ey Tartışıcılar

Ömer Aybat
Sevgi dolu sözcüklerle, tatlı dokunuşlarla yatışır ruhum. Dirimin kıpırtısını duyumsarım yüreğimde. Nesnenin temel taşlarıyla örülü gövdem dirimi taşırken benimle muştulanır yeryüzü, benimle değer kazanır. Ölüden dirinin çıkması her neyse öylece gelmişim yeryüzüne, süzülmüşüm seçilmişim, değil mi ki topraktanım karındaşım öyleyse bütün dirilerle.

Dirimin görklü yollarında yürüdüm, tanın ışığına uzandım karanlıktan demir atıp aydınlığa. Ey tartışıcılar ne diye tartışırsınız beni, ne diye tartışırsınız nerden gelmişliğimi. Ne başıbozuk bir özgürlüktür istediğim ne de kölelik. Ey leşe üşüşen akbabalar dolanmayın çevremde.

Göğe uzandı elim nesnenin yer bulduğu göğe; toprağa kut, yüreğe umut gelmesi için uzandı yalvarışlar içinde. Parıldayan gözlerde gördüm umudu, sevgiyi. Ey ölüm; hep dirimle boğuşmalardasın, koşuşmalardasın her dirinin ardından. Can evinden ne zaman kovulacaksın ıssızlığa. Git ey ölüm karşılaşmanın olanaksız olduğu yere git. Git bir daha gelmemecesine.

Değerliyim her diri gibi arı gibi karınca gibi, başındayım görevimin. Ereğimin tasası size mi kaldı ey tartışıcılar, görevimi siz mi belleteceksiniz. Ergen gövdeleri pörsüterek mi belleteceksiniz belleteceklerinizi. Açlığınızı ergen gövdelerde gidermek için mi sözleri evirip çevirmektesiniz. Özlemlerinizi dindirmek, körpeleri sindirmek ölümü sevindirmek için mi yarıştasınız.

2 Haziran 2014 Pazartesi

Kafirun ( Ayrışma ) Suresi

Ömer Aybat
Bağışlayan, Kucaklayan Allah adına ;

Bildiri

Ey insanlık bilmeyenler
Bel bağladığınıza bel bağlamıyorum

Siz
Bel bağladığıma bel bağlamıyorsunuz

Ben
Bel bağlamam bel bağladığınıza

 

ILETISIM

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bumerang - Yazarkafe