![]() |
| Ömer Aybat |
Ey Tanrı; pazarlığın kıyamete kadar bakiyken saptırıcının tuzakları biter mi? Antlaşmadan cayman da mümkün değilken ey Tanrı; aç kurtlara bir koyun yeter mi? Kurdun önündeki koyun gibiyiz, güçlü çenelerin arasındaki boyun gibiyiz.
Ey denenen; postu kurda kaptırmak mıdır kaderin, ederin Tanrı katında bir can borcu değil mi? Ey İblis; pazarlığının ödülünü almaktasın, dalmaktasın kan deryasına. Ey Tanrı; iblisi taşlatarak üstün gelemezsin, silemezsin alnındaki lekeyi.
Gölge oyunu gibiymiş yaşam. Kuklacı kuklaları oynatırken perde arkasında, perdenin önündekiler çılgınca alkışlarda. Maharetli parmaklar can verirken kuklaya, kuklalar bu gölge dünyasında bir parmakla başlar taklaya. Perde önündekiler perdenin ardındaki eli görmek istemez, neden ki büyüsü bozulur seyrin. Ey görünmeyen el; kuklaların ne ekmek ne de su ister. Oysa önündekiler... Sallanın ey kişiler, kuklacının parmaklarındaki kukla gibi. Bir lokma aşa, bir yudum suya fit olmuşsanız sallanın ey kişiler.
Perdenin ardındaki hayal dünyasına girdi seyredenler, bıraktılar gerçek dünyayı perdenin arkasındaki dünyada eğlendiler. Ne hükmetmek istediler kaderlerine ne de kopardılar kendilerini kukla gibi oynatan eli, gül verildi ellerine avutulmak istendiler.
Ey kukla; bilirim ki ne canın vardır ne de ruhun. O nedenle zedelenmez onurun. Sen ki ey kukla; kulusun kuklacının, malısın en nihayetinde, ne yiyecek istersin sahibinden ne de içecek ne sıcak bir odaya gereksinim duyarsın ne de yumuşak bir döşeğe, üst üste atılırsın bir sandığın içine.
Bir kuklaya döndü seyredenler, bir sandığa attılar dileklerini sonra da unuttular kendilerini. Ey gerçek dünyanın kuklacısı; on parmağında on marifet, yüzünde zarafet var. Bu yüzdendir ki onlar seni istediler; kuklalığı yürekten benimsediler.
Dinleriyle kandırıp imanlarıyla aldattılar, deveyi hamutuyla yuttular. Bin bir türlü tertiple, biçimsiz tiplerle saldırdılar vicdanın üstüne.
Ey alındaki leke; ne silineceğin var ne de kazınacağın. Ey kutsuz antlaşma; taşa kazınsan da, deriye yazılsan da ne yazar nazarımda.
Pazarlığın pis kokusu sardı dört bir yanı, ne ellere tutuşturulan gül ne de mis kokusu bastırdı ortaya yayılanı.
Meğer iş yanlışmış en başta, gün gibi belirdi ki Tanrı yenilmiştir bu savaşta. Kişi yeryüzüne ayak bastığından beri mutsuzluğu İblisle Tanrının eseri çünkü saptırmak için Tanrıdan izin almış İblis denen serseri. Mademki bahçende erinç üzere imişiz, mademki bu bahçede aldanıp halt yemişiz, öyleyse ceremeyi kendine tahvil eyle. Değil mi ki canlı bomba bombasının pimini önünde çekmiş iken, sen de işin sonunu zaten biliyor iken.
Anlaşıldı oyuncağız senin iki elinde. Bir elinde bombanın pimini çeken cani, bir elinde caninin öldürdüğü kurbanı, hem de sağlam ipine iki kukla misali sıkıca sarılmışken.
Elçiye zeval olmaz. Bu eleştirel sözler hepimizin dilinin ucunda durur iken öyle kalacak sanma. İşte çıkar ben gibi söz sakınmaz birisi ipliğini pazara çıkarır gocunmadan, sonra ortaya koyar bir şey bilmişliğinin işe yaramadığını.
Ey kadere iman eden kişi; özgür düşüncene Tanrı parmak sokmadıktan sonra kadere iman etmek de nedir ki. Kaderimdir dediklerin Tanrı nazarında sadece bir seyirdir. Ey amellerimi, edimlerimi kayda alan; kayıtlarına baktığında dileyenin de işleyenin de ben olduğunu göreceksin, sen sadece seyirci olacaksın yaptıklarıma. Ey geleceği bildiğini söyleyen kişi; yaratılmamış olanı gözlemekten söz etmektesin. Öyleyse sana sözünü kanıtlamak düşer.
Ey iş oluşların saklandığı yerin bekçisi; sicilimi araştırman için bir fiske vuruşu kadar da olsa bir erkin, bir anlık kadar da olsa bir zamanın olmalıdır değil mi? Ey gelecek; geçmişte kaldığın gün yazılı olacaksın. Ey gelecek; ancak benim geçmişimde benimle hem-hal olmuş olacaksın.
Ey yaratılmamış olan; ne ismin ne de cismin beynimde yokken bihaberim senden. Ey tasarlanan; ustanın ellerinde bir gün belireceksin.
Ey kukla; özgürlüğünü verdim ellerine, kopardım kuklacının ellerine olan bağını. Artık ne oynatılacak ne de atılacaksın ne itilecek ne de kakılacaksın. Özgürlüğünü koydum önüne, geçmişin de geleceğin de senindir. Ne bağlanan ipler oynatsın ellerini ne de kuklacı bir sandığa atsın hayallerini. Kulluğun sona erdi ey kukla.
Gölge oyunu gibiymiş yaşam. Kuklacı kuklaları oynatırken perde arkasında, perdenin önündekiler çılgınca alkışlarda. Maharetli parmaklar can verirken kuklaya, kuklalar bu gölge dünyasında bir parmakla başlar taklaya. Perde önündekiler perdenin ardındaki eli görmek istemez, neden ki büyüsü bozulur seyrin. Ey görünmeyen el; kuklaların ne ekmek ne de su ister. Oysa önündekiler… Sallanın ey kişiler, kuklacının parmaklarındaki kukla gibi… Bir lokma aşa, bir yudum suya fit olmuşsanız sallanın ey kişiler.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder