twitterfacebookgoogle pluslinkedinrss feedemail

Social Icons

7 Haziran 2014 Cumartesi

Başçı

Ömer Aybat
Acıtan duyguların göğse verdiği daralmalarda dinmeyen yangılar var. Sızlayan bir yürek, bitmeyen bir merakla zar-zor geçerken günler, azalan sevinçlerin çoğalan kederlerin altında tekdüzeliğin verdiği umutsuzluk gözlerde kalan son parıltıyı da aldı götürdü, bitirdi son kısmetleri.

Gerilimin tutsak aldığı yürek günler geceler boyu iğnelenmelerde iken yatışacağı ortamı bulmaktan uzaktır. Süt-liman duygulara hasret kalan kişi fırtınanın çalkaladığı deniz gibi dalgalıdır. Kör bir gecede kayalara toslamamak için olanca dikkatiyle deniz fenerinin ışığını gözleyen gemi başçısının endişesi gibidir tutsak olan yüreğin endişesi. Karanlık bir gecede bir limana sağlıcakla demir atmaktır amaç. Ey liman; sen korku dolu yüreklere barınaksın, sığınaksın patlayan denizdeki gemilere.

Ey fener; düne kadar yol gösterirken gemicilere, bugün küskünlüğünden midir nedir ışığın sönmüş karanlık dünyalarında yolunu yitirmişlere. Ey dünün parıldayan feneri gördüm ki benim gönlümde kararmışsın.

Benliğinin dokusunda yitenin yitmişliğine döndü yüreğim, özünden uzaklaşan biri gibi kendimden ırağım. Ey başçı; sen tekneni derin sulara çevirdin, ben ise hala sığ sularda kayalara toslamamak için çırpınışlardayım.

Ey bildik deniz; seni bırakıp enginlere gidene kızgın mısın, üzgün müsün terk edilmişliğine. Ey bildik deniz; kıyında gezmek, koyunda yüzmek varken bakir bırakılman reva mı? Koynuna kim girecek kim bilir.

Derinden patlamaların olduğu yüreğimde kıyıyı döven dalgaların iniltisi gibi bir inilti var, solucanın kımıltısı kadar bir kımıltı var yorgun gövdemde. Kavuşamamanın ezikliği, durumun nazikliği var. Ey dirilik; ucuna geldiğin yardan düşüşlerdesin, koşuşlardasın son evresini yaşamının. Uçup gitmişe ne diyebilirsin ki, dön diyebilir misin? Ey ileriye giden; geride bıraktıklarında hüzün var, yüzün soğukluğu, sözün boğukluğu var.


Kuruyan son yaprağın düşüşüyle çırılçıplak kalan ağaca döndü, iğde gibi sarardı gövde. Acı veren kıpırtılar son buldu. Giden, her gidenin unutulduğu gibi unutuldu.

Ey mermer mezar; beyazlığının arasına yapıştırılmış kara kuşakla çok hoş görünsen de üzerine dikildiğin kişinin özlemlerinden bihabersin sen. Tutkularından, duygularından, sevdalarından bihaber olduğun kişinin özlemleri gömüldü dikildiğin yere. Ey mezar; içindeki bahtsızın bahtı güldü mü? Ey gökyüzüne kapanan kapı açılacağa benzemezsin.

Ey mezarcı; taşa kazıdığın yazılarda özen var, alnının terinin kokusu var, sonsuz uykusu var mezarda yatanın. Ey uyuyan; ne çan sesini duyarsın artık ne de ezan sesini ne ayine zorlanırsın ne de namaza. Ey yatan; herkes senden ümidini kesti.


Ey başçı; yüzdürdüğün gemi kayalara tosladı, ne kadar da kurtulmak için dua etsen gemin su aldı bir kere. Ey batmakta olan; seni kurtaracak bir mucize yok. Ey başçı; bugün dualar geçersizmiş.

Ey kurtulmuşluğunu mucize olarak tanımlayan; Tanrının seni kayırdığını sanıyorsan kendine yazık edersin. Bir yandan ölümün sesleri yükselirken göğe; diri kalmışlığını tanrıya yamayıp dalga mı geçersin ölenlerle. Ey Tanrıdan mucize bekleyen; beklediğin mucize ölenlerle suya gömüldü.

Ey batık; balıklara barınak olman varmış payında, gecenin karanlık suyunda gözler kör olurmuş. Ey dalgınlık; batırdığın geminin, yanlış dümenin nedeni sensin.

Ey birden patlayıp kaçmaya fırsat vermeyen deniz; durulan da sensin coşan da. Ey etkinin doğurduğu tepki; sebepsiz değilsin. Ey Tanrının eli; benim elimin üstündesin.

Benliğinin dokusunda yitenin yitmişliğine döndü yüreğim, özünden uzaklaşan biri gibi kendimden ırağım. Ey başçı; sen tekneni derin sulara çevirdin, ben ise hala sığ sularda kayalara toslamamak için çırpınışlardayım. Ey fener; düne kadar yol gösterirken gemicilere, bugün küskünlüğünden midir nedir ışığın sönmüş karanlık dünyalarında yolunu yitirmişlere. Ey dünün parıldayan feneri gördüm ki benim gönlümde kararmışsın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

ILETISIM

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bumerang - Yazarkafe