![]() |
| Ömer Aybat |
Ey kuytularda kalan pınar; ne bir gelip geçenin ne de suyunu içenin var. Şifa veren suyun saflığını yitirmiş, parıl-parıl parlayan dünyan kararmış, gözlerin gün aydınlığından akşam kızıllığına dönmüş bugün.
Ey cehennem bekçisi; zoraki değil gönüllü geldim kapına. Selam-sabah olacaksa, bir-iki kelam edilecekse aramızda tenime dokunan ateş su damlasına döner. Acı çektirmek için değil, yüz güldürmek içindir dileğimiz.
Ey korkulan gün; kimsizliğim dolunca gözlerime alıp götürmüş olacaksın her şeyimi. Ey sonsuz yolculuğun ağır yükü; omuzlarımı yeterince çatırdattın.
Günün geçmeyen dilimlerinde umutlar bir-bir tükenirken boyun eğilir zaman tanrısına. Başlangıçtan sona doğru yaklaşılırken toprağı incitmek istemez ürkek adımlar. Karınca gibi sessizdir bitime vardıran her adım.
Ey şefkat bekleyen yüz; hüzünlü bakışlarının ilacı sevgidir. Gövdeye sarılan sarmaşık gibi sarılmayı dilersin, hem-hal olmak istersin sevgiliyle. Ey sarmaşık; sarılıp tırmanacağın ağaç senden öylesine uzak ki, yaşamak için koşmaktan başka çaren yoktur.
Yerde sürüklenmekten kurtulup göğü yarmak gerekir, alçaktan yükseğe varmak gerekir, ermek gerekir maksuda.
Ey umudun ayakta tutan gücü; yürekten gittiğinde katı gövde pamuk yumuşaklığına dönecek, kaslar gevşeyecek, ayaklar tavsayacak.
Görüşme dileği geri çevrilen kişi kuşun ağzındaki tane gibidir, yutulup kursağa atılacak, unutulacaktır. Ey yüz çevrilen; hayalin cennetinden gerçeğin cehennemine hoş geldin.
Üzgün bakışların derin denizinde yiten gözler güneşin tutulması gibi tutuldu, gün ortasında karanlığı yaşadı, hayal kırıklığının oturduğu gözbebeği anlamını yitirdi, matlaştı, donuklaştı, batan bir gemi gibi derinlere gömüldü.
Toprağa düşüp de göveremeyen tohum gibiyim, gemicinin attığı düğüm gibiyim, kasabın önündeki koyun gibiyim. Ey gülmeyen yüz; ne Tanrı katında ne de kişi yanında seyrin varmış demek ki.
Ey Tanrı evinin müdavimcisi; büyük denizin dibinde olana hayrın dokunur mu? Ey sahte gözyaşı; camide, kilisede, havrada ne çok akıtılırsın. Ey gözyaşı; akan kanla yarışırsın.
Susuzluktan kuruyan boğaz adına ey merhamet; tecelli et katı yüreklerde, kasabın elinde, firavunun dilinde tecelli et. Ey paslanmış yürek; kalaylanmış kap gibi parladığında ışıltın aydınlatacaktır önümüzü. Dinimizi imanımızı sorma ey yürek.
Ey çıban; seni patlatmasına patlatırım ama yok olup gitmenden daha iyidir tenimde durman. Belki bir gün adam olursun da sana katlanışım değer kazanır.
Önüme koyduğun zehri içmemi beklersin, açmamı beklersin temiz ağzımı. Ey kötü sözle pislenen ağız; hamamböceğinin girip çıktığı bir delik gibisin. Ey pisliğe batmış olan; seni korkutan şeydir temizlik.
Ey cehennem bekçisi; zoraki değil gönüllü geldim kapına. Selam-sabah olacaksa, bir-iki kelam edilecekse aramızda tenime dokunan ateş su damlasına döner. Acı çektirmek için değil, yüz güldürmek içindir dileğimiz.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder