twitterfacebookgoogle pluslinkedinrss feedemail

Social Icons

22 Haziran 2014 Pazar

Çilingir Sofrası

Ömer Aybat
Gönül gözlerinin açıldığı yerde muhabbet var, aşk var. Nefesin sıcaklığı kışın soğukluğunu kovarken; sarılışların, fısıltıların değerini anlar kişi. Uzatılan el geri çevrilmemişse, kaş devrilmemişse göz kapaklarına cennetin kapısı açıktır sarılana.

Baş döndüren bakışlar ta benliğimin ötesine işledi. Beni benden aldı götürdü sevgilinin kucağına. Sıcağı sıcağına buluştu ergen gövdeler. Bal dudaklardan gül yanaklardan soruldu, çilingir sofrası kuruldu iki göz arasında.

Dönen baş yanardöner kumaşla daha da dönerken soğuk pınarlarda ayıkır ancak. Fırında yanan odun gibi yanarken gövde bakışlarıyla sunar arzı endamını sevgiliye; bir-bir soyarak yanardöner kumaşlarını uyandırır gönül kuşunu gecenin bir vaktinde.

Dönen başa ziyandır gün ışığı; neden ki ayandır iç aydınlığı. Sevgilinin rahmetine kalmıştır bağışlar; ne verecekse ne serecekse; buyuruşlar yalvarışlar. Büyük sulara yelken açan denizci gibi; azgın dalgalarla boğuşan yelkenli gibi ilerlerken engine sevgilinin yumuşacık göğsünde huzura erecektir, görecektir görülmesi gerekenleri. İncinin, yakutun hiç olduğu gönülde bileği saran ele, dileği soran dile muhtaçtır çünkü.

Yatışan benliğin esrimiş bakışlarında uysallık var. Bolluk var aşk sofrasında, kulluk var, beylik var iki göz arasında. Yanaklarda allık dudaklarda helallik var.

Sıcak bir kucağın yanan bir ocağın vereceği hazzı ne verebilir ki. Anlamlı bakışlardır işin önü; sokuluşlardır serçeler gibi birbirine. Ey varlığımı anlamlandıran; özlediğim sensin. Bal armudu gibi tatlısın; haz verirsin bin-bir hücreme.

Birleşen gönüllerde sorumluluk var, içten gelen özveri var. Tanıklıkta dirim, aymazlıkta ölüm var, zulüm var sevgisizlikte.

Ey yüze yansıyan sevinç; varlığımı gün yüzüne çıkarttın, gerilimi azalttın, düzelttin bozulan düzenimi. Benliğimi bildirdin, öldürdün kötü düşüncelerimi.

Ey doğumdan ölüme kadar olan aralık; benliğimin sevinçlerine de üzüntülerine de tanık oldun. Kah karardın, kah aydınlandın, kah durdun kah yürüdün benim için. Deredeki su gibi akıp gittin gözümün önünden. Ey fidan; zamanın koynunda büyüyüp gelişeceksin, susuzluğa açlığa alışacak, gökyüzüne doğru yükselip olgunlaşacaksın.

Ey sararan yaprak; uçup gideceksin dalından, buruşacak, kuruyup toprağa karışacaksın. Ey zaman; vurduğun damga silinmez.

İyinin de kötünün de, güzelin de çirkinin de olduğu dünyada sınanış var. Hamlıktan olgunluğa, boşluktan dolgunluğa attığın her adım seni yüceltecektir. Ey üst konumdaki; koruk gibiydin, tadın yüz ekşitirdi. Şimdi olgunluğunun şirinliğindesin.

İçten davranışlarla vardığında hastalıklı olan iyileşmeye yüz tutar, atar içindeki zehri. Bir gülücükle dünyayı bağışladığın kişi kinin, kederin, umutsuzluğun kurbanı olacakken kurtulur kanının akıtılmasından.

Ey yalnız bıraktıklarım; ağlanacak ne var ki şu dünyada. Her ölümlü gibi ölüp gideceğim sonunda. Ey sununun değerini bilen; sunan sunulandan ayrı değil ki. Ey dirimi bağışlayan; benden ayrı değilsin.


Gideceğin yere beni de götür ey yolcu. Gözlerimin ışıltısını, dilimin fısıltısını götür. Dileklerimi, iyiliklerimi götür.

Ey inen göz kapaklarım; kapanacağın dünya ilk görümündü. İlk görüm unutulmaz ey gözlerim. Son defa bakmak istedin geriye; bıraktıklarına, yaşadıklarına, sevdiklerine, umut ettiklerine son defa bakmak istedin. Gerçekliği bırakıp hayal alemine giderken ey benliğim yalınlığınla birleştirirsin yaşadıklarını, dünyayı alıp götürürsün kendinle. Ey öz yalınlık; ne cennet bahçelerinde, ne de altın köşklerde huzur bulursun. Ey yaşanmışlığın gerçekliği; verdiğin tat damağımdan gitmedi.

Birleşen gönüllerde sorumluluk var, içten gelen özveri var. Tanıklıkta dirim, aymazlıkta ölüm var, zulüm var sevgisizlikte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

ILETISIM

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bumerang - Yazarkafe