![]() |
| Ömer Aybat |
Dünyanın düzeni kimimizi yoksul, kimimizi bay kıldı. Kimimizi yürekten yaralı, kimimizi sağ kıldı. Bilyeleri dağıldı dönen tekerimizin; avuca para, yüreğe yara bırakıldı, sarkıldı hak edilmeyene.
Ey iki gözün ardındaki benlik; yalnızlığın, kimsizliğin yansıdı cama. Güçsüzlüğün, hiçsizliğin onaylanınca malın da, canın da helal görüldü sanki. Zaman ki; testerenin odunu doğradığı gibi doğradı, ağırladı toz, talaş arasında. İki gözden billur damlalar döküldü bir-bir, gözlerden akan belli ki bir ömürdür.
Birin önem görmediği bir beyinde bin niçin önemsensin. On bin, yüz bin, milyon anlam taşır mı bire değer vermeyene. Yüzünü çevirmeyene çevirsen de yüz ne ışıldar iki göz ne de su gibi akar söz, ne yara sarılır ne de ara görülür biz olmadıktan sonra.
Ey dünyanın azgını; el attığın her yer kan gölüne döndü, ocaklar söndü. Kundaktaki bebeğin boğazı bölüşüldü. Nefte batan bir karabatağı kurtarmakla mı göz boyayacaksın.
Ey köle; renkli baskılarla yaptığın meddahlıkla mı köleliğinden kurtulacaksın. Diyetini yalan yanlışı doğru göstermeye çabalayarak mı ödeyeceksin. Beyinlere kazıdığın görüntüler karşılığında umduğun paralar tapınmışlığının ayetidir. Karabatağa verdiğin değer kadar değer vermedin insana. Sana biçilen gömleği giymekten başka ne yaparsın ki sen. Ey kanlı gömleği sırtına geçiren; üstünde sayısız kişinin kanı var.
Yakılıp yıkıldıktan sonra yapılıp dikilmek için mi onca ölüm. Zulüm renkli baskılarda karayı ak göstermekle mi aklanacak. Sandıktan çıktığında zulüm, vara el koyduğunda gereksinim duyanları tutsak etmek için, gütmek için satın alacaktır özgürlüğü; bir oyun karşılığında bir koyun vererek, yere yatırıp becererek verecektir ödülünü.
Gırtlağa kadar borca gömülen biri için köleliği müjdele. Secdeye giden boyunların gördükleri yer kadarsa dünya, bir cami, bir kilise avlusu kadarsa ey Tanrının kölesi; Tanrının efendisi sensin öyleyse. Ey çalınan çan, okunan ezan; ne kadar da güzel olsan kulağa hoş gelmez ezgin; değil mi ki kölesin.
Ey mehdi bekleyen aymaz; ömrünü beklemekle mi geçireceksin. Dönüşü olmayan yola girdiğinde, üstün toprakla örtüldüğünde, göğün kapıları kapandığında beklediğin mehdi gelmeyecek. Seni kandıranlar debdebe içerisinde yaşarken, cennet misali bahçelerde, hurilerle gönüllerini hoş eylerken ey aymaz; sen yokluk yoksulluk içerisinde göçüp gideceksin.
Ey aldatan; aldattıkların bir-bir göçüp giderken hala aldatmanı sürdürecek misin? Ey tokat; yüzsüzün yüzünde öyle patla ki sesin ta öte yandan duyulsun, ayılsın ölüm uykusundaki, dağılsın başları saran kara bulut.
Ey mucize düzmecesini öneren; şimdi hikayeyle ilgilenmek zamanı değil; bilgiyle bilgilenmek zamanı; sayıklama, uyuklama zamanı hiç değil.
Yiyicilerin şişen karınlarında aldananın desteği var, boşa geçen zaman var parayla pulla ölçülemeyen. İşin başında dostluk, sonunda düşmanlık var, pişmanlık var gözler döndürüldüğünde. Ey hazır kıta; dostlarına dil uzatmak için mi bekletilmektesin.
Ey kendini bir şey sanan; yinelediğin anlamsızlıklarla kendini taş kafa yaptın, saptın dümdüz gittiğin yolundan. Sağından solundan girip seni saptıranlara yaptığın kulluk kaldı elinde. Ne dilinde kut ne de ağzında tat kaldı; ad kaldı enayi diye anılan.
Paklığın yerine bataklığı, mertliğin yerine alçaklığı yeğleyene ne demeli. Ey benliğini kirleten; damgalanan alnında hayatın cilvesi var.
Gırtlağa kadar borca gömülen biri için köleliği müjdele. Secdeye giden boyunların gördükleri yer kadarsa dünya, bir cami bir kilise avlusu kadarsa ey Tanrının kölesi; Tanrının efendisi sensin öyleyse. Ey çalınan çan, okunan ezan; ne kadar da güzel olsan kulağa hoş gelmez ezgin; değil mi ki kölesin.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder