![]() |
| Ömer Aybat |
Kırık kanatların çaresiz çırpışlarındadır hayalim, yap-boz tahtasındadır bir türlü çözülmek nedir bilmeyen, gülen yüzün kan ağlayan yüreğinde, susuz kalmış değirmenin dönmeyen direğindedir hayalim.
Paslı yürekler, yaslı gönüller sevgiye muhtaç. Uç-uç böceğinin boynuna yüklediğimiz veballerimizdir dileklerimiz. Sevenlerin duyulmayan sesinin, hissedilmeyen nefesinin çırpışlarıdır benekli kanatlar, umutlarımız kuru tohumların serpilişleridir nemli toprağa.
Göz ardı ettiğimiz yürekleri ıssızlık sararken, kahkahaların atıldığı yerde hüzün gözyaşı döker, büker boynunu. Cıvıldayan dil tutulmuş, sevginin esirgendiği çiçekler solmuştur bir kere.
Ölüm sessizliği dirimin cıvıltılı sesiyle dillendi, kuruyan göz neme teslim olurken duygu dolu damlalar şırıldayarak akan derenin serin sularında gözden kayboldu. Sarı yapraklar yeşile bırakırken yerini ne küslüğü kaldı çorak toprakların ne de küsülmüşlüğü. Verenin vergisiyle, doğanın sergisiyle çiçeklendi her yer.
Artık ne ıssızlık var yürekte ne de gözlerde gözyaşı ne baykuş mesken tutabilir aydınlığı ne de dikenler sarabilir sahipli toprağı.
Kuru yaprakların sürüklendiği yere gitti yalnızlık, gözleri saran duman dağıldı, dünyalar sığdı bir yüreğe. Ey serinlik; daralan yürekler senden esinti bekler, girdiğin yerde artar bereketler. Ey doymaz; paylaşmaktır senin ilacın.
Kuruyla yaşın arkadaşlığıdır erdem, toprak suya, su toprağa hasretse madem; sevinsin insanoğlu. Suyla toprağın kavuşmasıyladır düğün. Gün suyla toprağın aşıdır, gün; can yoldaşıdır.
Cennet bahçelerine büründü yeryüzü, toprakla konuşan ele, türküler söyleyen dile şükür eyledi, bağladı ayrılan elleri birbirine. Derine inen kökler hayat verirken yeryüzüne türlü-türlü çiçeklerde gördü kendini. Alın terinin toprağa düştüğü gün harman yeri kurulmuştu, doğrulmuştu ekinler gökyüzüne.
Kınalı ellerin müjdecisidir ürün. Birin bin verdiği yerde davul zurnayla karşılanacaktır yorulan gövdeler, sevdalar çiçek-çiçek belirecek, ocaklar kurulacak, hasretle sarılacaktır sevgililer.
Ey alın terinin semeresi; derildiğin yerde hayaller gerçekleşecek, serpilip büyüyecek yarınların umut bekleyen çocukları. Ey yüzümüzü güldüren harman yeri; ocağımızın kutsal sunağısın, gözüsün ayağısın yarınlarımızın, sarılışlarımızın anlamısın.
Arap bülbülleri gibi ikişer-ikişer dolaşacak sevgililer, Arap bülbülleri gibi saklambaç oynayacaklar tenhalarda. Sevginin bülbül ötüşü çağırışlarında buluşacaklar, bakışacaklar, koklaşacaklar.
Zakkumun pembe çiçeklerine dönünce beniz, için-için yanar hayaller. Boyun eğer sevgili sevdiğine, çünkü amadedir sevilmeye. Çılgın arzuların dillendiği yerdeyiz, kuş tüyü yastıklarda canhıraş inleyişlerdeyiz.
Zakkum çiçeklerinin pembeliğine uzandı elim, dilim bülbül ötüşlerde şakırken, ey sevgili; tomur-tomur olan göğsündür beni kendine çeken, dudaklardan dökülen bizi yıllarca besleyen hayallerimizdir.
Ey sevgili; kabaran kanım senin süt-liman göğsünde yatıştı, katıştı azgın sular birbirine, yürekte giz, dilde söz kalmadı.
Paslı yürekler, yaslı gönüller sevgiye muhtaç. Uç-uç böceğinin boynuna yüklediğimiz veballerimizdir dileklerimiz. Sevenlerin duyulmayan sesinin, hissedilmeyen nefesinin çırpışlarıdır benekli kanatlar, umutlarımız kuru tohumların serpilişleridir nemli toprağa.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder