![]() |
| Ömer Aybat |
Yalanın mübah sayıldığı, biat edenin kayrıldığı, riyanın değer görüldüğü bir anlayışta insani değerler çoktan bitmiştir. Ey fuhşu kadın teni olarak anlayan kişi; kandırıp da iki bacak arasına hapsettiklerinin gözü kadın teninden başka bir şey görmez olmuş, ikiyüzlülüğünü, yalanını yüzüne vurmaz olmuş, sormaz olmuş yoksulun hakkını.
Her şeyi kendine yontan kişinin durumu lağıma düşen bir kişinin durumu gibidir. Onun içindir ki iğrendirmelidir herkesi. Ey temizliği kirleten bencillik; insanın yüreğinde yer etmen mal-mülk sevdasından mıdır? Nefsini her şeyden önce görmenden midir? Ey uçkurun çözüldüğü yer; merhamete tecavüz edilirken yüzün kızarmadı mı?
Ey kişi; mal-mülk saltanatını, zevki, sefayı dilemektesin. Yalanı, riyayı baş tacı etmektesin. Sonra da nasihatte bulunup gizliden gizliye bencilliğini pekiştirmektesin.
Nefsinin isteklerinde doymazlık eden yok mu; onlar bencilliğin boyunduruğuna razı gelenlerdir. Çünkü davranışlarını düzeltmek istemediler, dünyalığı gözlerini kör edercesine istediler, işin sonunu düşünmediler.
İnsanlık pınarının suyundan iç ey kişi. İnsanlık pınarının suyu tükenmez, Avuç-avuç, kana-kana iç. Bencilliğini koy ayaklarının altına, çiğne, ez. Başa kakanlardan olma sevgini kat verdiğinin içine.
Yalan bir yılan gibi sokacaktır kişiyi, zehrini boşaltıp uyuşmasını bekleyen bir yılan gibi bekleyecektir avını. Ey kişi; yalanın avı olmaya bu kadar mı isteklisin. Doğrunun düze çıkaran çizgisinden bu kadar mı uzaksın.
Şerefin, haysiyetin sadece ağızlarda kaldığı bir dünyada olmayı kim ister. Kim ister dün söylediğini bugün yalanlayanı. Ey ağız; süzme torbası değilsin ki büzülesin.
Doğru sözün söylendiği yerde erdem var. Doğruyu söylemek kestirse de başı, yalanla yaşamak korkakların işi. Yalanla yaşayacaksan her daim, büküp eğeceksen dilini, yitirmişsin demektir akl-ı selimini.
Ey avunduran; yalanlarınla kandırdıkların ayıkacak gibi değil. Tam bir teslimiyetle teslim aldığın kişi senin namına gece gündüz çalışırken sen ey yalancı; renkli ışıkların altında cenneti yaşamaktasın, döşemektesin döşeyeceğini.
Ey kalburun üstünde kalan taş; niçin ayırt edildiğini bilir misin? Çünkü sen dişin düşmanısın. Ey kişi; taşı taneden ayırmasını bilirsin; yine de tutsak olursun yalancıya.
Ey ötenin simsarı; kişiyi kandırıp kendine hizmet ettirmekle cenneti bu dünyada satın almışsın, bu dünyada dalmışsın cennet alemine. Ey zeytin göz, kiraz dudak; bile-bile mi kapıldın servetin cazibesine.
Kafa gözünün gördüğünü gönül gözü yalanlamadı, dinlemedi iblisin yalanını akıl meleği, renkli ışıklar altında cenneti yaşayanlara payanda olmakla benliğine haksızlık ettiğini anladı, ünledi kafatasının derinliklerinden kulağın derinliklerine, haşhaş çektirilen kafası ayıktı.
Hoş geldin ey erdem; kovulduğun yüreğe hoş geldin. Bencillik cehenneminden paylaşım cennetine hoş geldin. Kızgın kum çöllerinde yanıp kavrulurken, sam yelinde göyünüp savrulurken değerin hiç eksilmedi, hep beklenir oldun ahlakın gözünde. Çünkü katı yüreklere merhemdin sen.
Doğru sözün söylendiği yerde erdem var. Doğruyu söylemek kestirse de başı, yalanla yaşamak korkakların işi. Yalanla yaşayacaksan her daim, büküp eğeceksen dilini, yitirmişsin demektir akl-ı selimini.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder